Cemil Topuzlu Caddesi Funda Çıkmazı Sok. Akis Apartmanı No: 11/2 Caddebostan Kadıköy İstanbul
0 216 411 00 55 - 0 530 011 32 34 isiten34@gmail.com

Ergenlik Nedir?

Future after school?

Yeryüzünde yaşayan herkes hayata, bu cümlenin sonundaki noktadan çok daha küçük, mikroskobik bir zerrecik olarak başladı. Bu küçücük hücre döllenmiş yumurta hücresidir ve babanın sperm hücresinin, annenin yumurta hücresi ile tek bir hücre oluşturmak üzere kaynaşmasından oluşur. Bu birleşmiş hücre öyle hayret verici bir büyüme sistemine sahiptir ki, bölünerek kendine benzeyen hücreler üretebilir ve bu döllenmiş tek hücreden insan oluşur.
İnsan gelişimi fiziksel (bedence,boyca), cinsel, fizyolojik(hormonal), duygusal, sosyal, zihinsel, kişisel ve ahlaki olmak üzere sekiz boyutta incelenebilir. İnsan gelişiminin bazı boyutları süreksizlik gösterir. Bazı gelişme boyutları ise süreklidir ömür boyu devam eder. Duygusal, sosyal, kişisel ve ahlaki gelişme boyutlarında bir devamlılıktan söz edilebilir. Fiziksel, cinsel, hormonal, zihinsel gelişme boyutlarında ise bir süreksizlik söz konusudur. Sözü edilen gelişmeler belli kurallar dahilinde olur. İnsan gelişmesinin hiçbir safhasında rastgelelik yoktur.  Doğum öncesinde, bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik gibi çeşitli hayat dönemlerindeki insanlar belirli aşamalardan geçerek olgunlaşırlar. Her aşamadaki insan davranışlarının kendisine has nitelikleri vardır. Bu aşamalar bütün ırklar ve kültürler için evrenseldir.
İnsanın büyüme ve gelişmesinde bazı safhalar çok özel önem arzeder. Bu safhalara hassas dönem (kritik dönem) denir. Hassas dönem, gelişme süresince karşılaştığımız dönemlerdir ki, bu dönemlerde sevgi eksikliği, besin azlığı gibi yoksunluklarla karşılaşıldığında telafi edilemeyen, kalıcı hasarlar ortaya çıkar. Bebeklik ve ilk çocukluk yıllarını da kapsayan hayatın ilk beş yılı hassas dönemdir. Ergenliğin başlarındaki buluğ ve onu izleyen ergenlik yılları hassas dönemdir. Bu yıllardaki sevgi yoksunluğu ve beslenme bozukluğu olumsuz etkiler bırakır (Kulaksızoğlu, 1995).
Ergenlik Dönemi
Ergenlik; insanda bedence, boyca büyümenin hormonal, cinsel, sosyal, duygusal, kişisel ve zihinsel değişme ve gelişmelerin olduğu, buluğla başlayan ve bedence büyümenin sona ermesi ile sonlandığı düşünülen özel bir evredir. Ergenlik dönemi gelişim aşamaları arasında en hızlı gelişim ve değişim evrelerini barındıran dönem olarak düşünülmektedir (Santrock, 2010). Çocuk bedeninin erişkin bedene dönüşme sürecidir.

Ergenlik üç evreden oluşur. Bu evreler; ön ergenlik, orta ergenlik ve geç ergenlik dönemidir. Ön ergenlik dönemi 10-11 yaşları arasında başlar cinsiyete göre farklılık gösterdiğinden dolayı kızların ön ergenlik evresi erkeklere göre daha erken başlayabilir. 13-14 yaşlarında orta ergenliğe geçilir ve  14-16 yaşları arasında orta ergenliğin hormonal yükselmesi en yoğun olduğu çalkantılı dönemdir.  Geç ergenlik dönemi; 18-20 yaşları arasında olup iki cins içinde geçerlidir. Geç ergenlik döneminde; cinsel kimlik ve kendilik algısı oturmuş olması beklenir, çalkantılı dönem daha durağan bir döneme geçiş yapar. Hem bulundukları yaş grubu gereği, hem de içinde bulunduları sınıf seviyesi dolayısıyla, gelecekleri ile ilgili olarak önemli kararlar almak durumunda kalırlar. Bu nedenle 17 yaştan sonraki yıllar ergenlik döneminin son yıllarıdır. Üniversite yıllarına karşılık gelen 18-20 yaşları arasında gençlerde dengeli hareketler artar. Karşılaştığı sorunları ele alma ve onlarla baş etme konusunda daha uyumludur. Yetişkinler de gence karşı gösterdikleri tavırlarda daha az müdahaleci davranmaktadırlar. Günümüzde 24-27 yaşa  kadar uzayan ergenlikten söz edilebilmektedir. Uzayan ergenlikte ise dönemi gereği yetişkinliğe adım atması beklenen bireylerin çeşitli ruhsal sebeplerden dolayı yetişkin sorumluluğunu alamaması durumudur. Bu ruhsal sebeplere kaynak gösterecek olursak örneğin; kişinin eğitim devamlılığı isteğinden dolayı yüksek lisans ve doktora yapması iş hayatına atılmasını geciktirmektedir. Kişinin iş hayatına atılmasında ki gecikme sorumluluk alma, aile ile yaşama yani birey olmasını engelleyen süreçlerdir. Bu sebepten günümüzde uzayan ergenlik dönemi düşünülebilir.
Ergenlik dönemi hızlı ve sürekli bir gelişim ve değişim dönemi olarak bilinmektedir. Genç, bu çağda anne babası ve çevresindeki yetişkinler tarafından ne tam yetişkin ne de çocuk olarak algılanmakta, anne-baba ve yetişkinler, gençlerin neleri yapabilecekleri ve neleri yapamayacakları konusunda birbirinden farklı fikir ve yaklaşımlar ileri sürmektedirler (Kulaksızoğlu, 1995).
Hemen bütün toplumlarda gençlik çağı fırtınalı geçen bir dönem olarak gösterilmektedir.
Ergenlerdeki problem ve çatışmalar birbirinden çok farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmakla beraber, bunları ergenlik sırasında gençte meydana gelen bedensel, cinsel, duygusal, sosyal ve kişisel gelişmelerin gençte yarattığı farklılaşmaya bağlı olarak açıklamak mümkündür.
Ergenlik Döneminin Genel Özellikleri

nocanvas_masturbasyon-nedir

Ergenlerde Erkeklerde Görülen Fiziksel Değişimler
Ergenlikte, vücuttaki ilk belirtiller tüylenmedir. Öncelikle cinsel bölgede kıllanma olur, daha sonra dudakların üzeri, yüz ve vücutta kıllanma başlar. Deri ve saçlar yağlanır ve yüzde sivilceler ve siyah noktalar ortaya çıkabilir. Sesleri çatallaşmaya ve erkek sesine dönüşmeye başlar. Penis ve testisler olgunlaşmaya başlar, ereksiyon kabiliyeti artar. Ayaklar büyür, bacak ve kollar uzar, 13-15 yaş arasında boy hızla uzar. Kasları geliştiği için daha güçlü olduğunu hisseder.

 232s712

Ergenlerde Kızlarda Görülen Fiziksel Değişimler
Kızların göğüsleri belirginleşir ve adet görmeye başlarlar. Genital bölgede ve koltukaltında kıllanma başlar. Vücut ölçüleri hızla değişir; bel incelmeye başlar, leğen kemikleri şekillenir ve kalçalar genişler.

Kız ve erkek çocuklar için ergenlik dönemindeki hızlı değişimlerin kökeni hormonların reaktif sonucu olarak düşünülmektedir (Santrock, 2010).

Fiziksel özelliklerin ve hormonal değişimlerin sonuçları olarak ergenlik dönemindeki bireylerde psikolojik ve duygusal değişimler söz konusu olmaktadır. Hızlı değişimlerin bir sonucu olarak duygusal iniş çıkılar ergenlik döneminde fazlaca görülmektedir. Erkeklerde erkeklik hormonu olan testesteron hormonuna bağlı agresif davranışların görülmesi söz konusu iken, kızlarda östrojen hormonunun artışı sebebiyle ağlama atakları, içe kapanma, duygu durumda tutarsızlık ve hassasiyet söz konusu olabilmektedir. Ayrıca, hızlı fiziksel değişimler ergen bireylerde beden imajı 8 problemlerine ve özellikle kızlarda bozuk yeme davranışlarına neden olmaktadır. Bu dönemde algılanan fiziksel görünümün tatmin edici olmaması, başkaları tarafından olumsuz değerlendirme, alay edilme endişesi veya akranları arasında popüler olabilme arzusu sebebiyle toplumda kabul gören fiziksel standartlara erişmek adına ergen yanlış yöntemler izleyebilirler.
Örneğin erkeklerde kaslanma takıntısı olan bigoreksiya nervoza; kızlarda ise zayıflama amaçlı bozuk yeme davranışları arasında kabul edilen kendini aç bırakmaya yönelik ve beden imajı bozukluklarına bağlı olarak gelişen anoreksiya nervoza ergenlik döneminde başlayabilen bir yeme bozukluğu olmakla birlikte, aşırı yeme atakları sonrası kişinin kendisini kusturması veya telafi edici ve arındırıcı yöntemler uygulayarak kalori alımını azalmaya yönelik yeme davranım bozukluğu olan bulimiya nervoza ve yeme atakları ile kendisini gösteren tıkınırcasına yeme bozukluğu da ergenlik döneminde belirtileri görülebilen ve erişkinlik döneminde yeme bozukluklarının görülme riskini arttıran durumlara örnek olarak gösterilmektedir (Zubatsky, Berge, & Neumark-Sztainer, 2015).
Ergenlik dönemindeki sosyal gelişim özellikleri ele alındığında, kız ve erkekler için bu dönemde akran etkileşiminin önem ve öncelik kazandığı görülmektedir. Aile ilişkilerinin ön planda olduğu çocukluk döneminden ergenlik dönemine geçişte, akranlar ailenin yerini almaya başlar. Bir gruba katılma ve aidiyet duygusu aile ilişkilerinde telafi edilmek yerine akran etkileşimi ile tatmin edilmek istenir. Bu yüzden, aileden ayrılma ve bireyselleşme anlamında ergenlik döneminin önemli bir aşama olduğu görülmektedir. Akran etkileşiminin ön planda olduğu bu dönemde aile ile fikir uyuşmazlıkları ve çatışmalar söz konusu olabilmektedir. (Su, Pettit, & Erath, 2016).
Akran iletişiminin öncelik arz ettiği bu dönemde ailesi ile fikir uyuşmazlıkları yaşayan, ailesi tarafından kabullenilmeyen bireylerin problemli ve risk içeren davranışlara eğiliminin daha fazla olduğu yapılan çalışmalar ile tespit edilmiştir. Kendini ispat etmek isteyen ve deneyimlere açık olan ergen bireyler olası ailesel bir problemde, yaşadığı sıkıntıları bertaraf etmek adına akranlarına daha çok yakınlaşır, akranlarının davranışlarını iyi veya kötü de olsa benimsemeye daha yatkın olur. Bununla birlikte, “adölesan egosantrizmi” olarak tanımlanan ve ergen bireylerin kendilerine dair hiçbir sorun çıkmayacağını, tehlike söz konusu olmadığını düşündükleri ve “bana bir şey olmaz” düsturu ile hareket ettikleri bu evrede, tehlikeye eğilimin daha fazla olmasına yol açar. Ayrıca, risk içeren davranışların ergen bireyler için hayatlarının ilerleyen dönemlerinde daha ciddi boyutlara ulaşma riski barındırması söz konusu olabilmektedir (Piko, 2001).
Ergenlik dönemine dair önemli bir gelişim özelliği de akran etkileşimine dair farklı bir boyut olan romantik ilişkilerin ön plana çıkması olarak düşünülmektedir. Aile ile bağlanmanın yeterli gelmediği bu dönemde, yakınlık arayışının akran iletişiminde ve karşı cinsle olan etkileşim ile bertaraf edilmeye çalışıldığı evrede özellikle hormonal gelişimlerin etkisi ile karşı cinse dair cinsellik odaklı yakınlaşma isteği ve merakı söz konusu olabilmektedir.
Yeni deneyimlere açık olan ve risk içeren davranışlara ilişkin eğilimin fazla oluşu bir anlamda kendisini kanıtlamak isteyen ve kimlik arayışında olan ergen bireyin bireyselleşme ve ayrılma sürecinin temel özellikleri olarak düşünülebilir.
Ergenlik Dönemi ve Ebeveyn Tutumu

Ergenlik dönemindeki gelişim ve değişimin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve ergen bireylerin sosyal hayata katılımının etkin olmasının birden fazla faktöre bağlı olduğu düşünülmektedir. Ergenlik dönemindeki davranış problemlerini ele alan çalışmalarda problemli davranışlar için risk faktörü oluşturan unsurlar yaş, cinsiyet ve ailenin sosyo-ekonomik düzeyi olarak örneklendirilmektedir. Bu faktörlerin dışında da ebeveynlerin ergen bireyle olan iletişimin kalitesi, aile işlevselliği ve aile yapısı gibi değişkenlerin risk veya koruyucu faktör oluşturduğu öne sürülmüştür.
Aile ile ergen bireyin çatışma yaşamasına örnek; olarak ergen bireyin karşı cinse yönelik ilgisinin artması ve bu noktada ailenin kısıtlamalar koymasının meydana getirdiği çatışmalar ergen bireylerdeki öfkeyi ve uzaklaşmayı açıklayan durumlar olarak sayılabilir. Ailenin ergen bireyden beklentileri ile ergen bireyin hayatına ilişkin istekleri ve beklentilerinin çatışması, ergen bireylerin öfkelenmesine yol açmaktadır. Bununla birlikte ergen bireylerin algıladıkları sosyal desteğin yetersiz olması da içinde bulundukları koşullara uyum sağlamalarını zorlaştırabilmektedir.
Ergenlik dönemi ve ebeveyn tutumu ile ilgili yapılan çalışmalar arasında ebeveyn katılımı ile ergen bireylerin psikolojik rahatsızlıklara, davranışsal problemlere ve uyum sorunlarına yatkınlığının incelendiği çalışmalar mevcuttur. Walker ve arkadaşları (1998) ergen bireylerin uyumsuz davranış sorunları ve psikolojik problemleri anlamında gösterdikleri tepkiler arasında kuralları ile ergen bireyleri kısıtlayan yetişkinlere meydan okuma, sorumluluklardan kaçma, risk içeren davranışlar, kendine ve/veya başkalarına zarar verme, huzursuzluk ve saldırganlık yer almaktadır.
Ergenlik dönemindeki bireylerin ebeveyn tutumunu inceleyen diğer çalışmalarda, aile işlevlerinin önemine vurgu yapılmaktadır. Aile yapısının ve ebeveynlerin ergen bireylere karşı tutumları, bebeklik dönemi itibariyle oluşmaya başlayan bağlanma stilleri ergen bireylerin uyum problemleri ve yaşaması olası psikolojik problemlerin boyutunu değiştiren faktörler arasında yer almaktadır. Araştırmalarda anne-baba tutumu, ailenin sosyal desteği, aile içerisinde depresif veya kaygı bozuklukları, aile içerisindeki kronik rahatsızlıklar, aile içerisindeki iletişim problemleri ile ergen bireylerin davranışları arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir (Çiçekçi, 2000).
Ebeveyn katılımı ve ergenlik dönemindeki bireylerin iyilik hali ve psikolojik işlevselliği konusunda yapılan çalışmalarda, ebeveyn tutumlarının ergenlerdeki psikolojik belirtiler ile ilişkisi olduğu tespit edilmiştir (Düzgün, 2010). 448 lise öğrencisi ile yapılan çalışmada Ebeveyn Tutumu Ölçeği (PARI) ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmış, ve ebeveyn tutumlarının farklı psikolojik belirtiler ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Otoriter, demokratik, serbest ve ilgisiz ebeveyn tutumları arasında özellikle aşırı koruyucu ve kontrolcü olan otoriter tutumun ergen bireylerde anksiyete, somatizasyon, depresyon ve saldırganlık belirtileri ile anlamlı ölçüde ilişkisi olduğu görülmüştür. 11
Babaların katılımı, aile işlevselliği ve ergen gelişimi unsurlarının incelendiği bir başka çalışmada, baba katılımı üç farklı boyutta ele alınmıştır. Etkileşim, erişilebilirlik ve sorumluluk boyutları incelenen baba katılımı ve ergenlik dönemindeki gelişim incelenirken, ayrı olarak aile işlevselliği ve ergenlik dönemindeki gelişim ele alınmıştır. Yapılan çalışma neticesinde babaların çocuklarını yetiştirme konusundaki üç boyut üzerinden katılımının sağlıklı gelişim ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu görülmüştür (Kocayörük, 2010).
Arı ve Şahin-Seçer (2003), algılanan demokratik ebeveyn tutumu ve ergenlerde psikososyal problem çözme kabiliyeti arasındaki ilişkiyi inceledikleri çalışmasında, problem çözme kabiliyetinin problemleri anlama ve çözme konusundaki isteklilik boyutunda ele almıştır. Bu çalışmada, ortaöğretim dönemindeki ergen bireylerin ebeveyn tutumlarını demokratik algılamasının psikososyal problem çözme kabiliyeti ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu tespit etmişlerdir. Psikososyal problem çözme kabiliyeti ile algılanan demokratik ebeveyn tutumu anlamlı ve pozitif bulunmuştur.
Erkan, Güçray ve Çam (2002), ergenlerin sosyal anksiyete ve ebeveyn tutumu arasındaki ilişkiyi inceledikleri çalışmasında, farklı ebeveyn tutumlarının, sosyal anksiyete bileşenleri olan olumsuz değerlendirmelerden korkma, sosyal kaçınma ve sıkıntı ile anlamlı ve farklı düzeylerde ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Özellikle algılanan demokratik ebeveyn tutumunun sosyal anksiyete belirtileri ile anlamlı ve negatif ilişkisi olduğu görülmüştür. Algılanan ve demokratik olmayan ebeveyn tutumunun ile sosyal anksiyetenin ilişkisi olduğu görülmüştür.
Ebeveyn Tutumları

Aileler çocuk yetiştirme konusunda farklı yöntemler benimsemektedirler. Anne-babanın çocukları ile iletişiminin stili, çocukların günlük hayattaki işlevselliği ve kişilik özellikleri gibi önemli psikososyal unsurları etkileyen bir faktör olarak düşünülmektedir.
Ebeveyn tutumlarına ilişkin literatürde daha sonra yeniden yapılandırılan sınıflandırma, Becker (1964) tarafından yapılmış olup, anne-baba davranışlarını tanımlayan bir anne-baba küpü oluşturulmuştur. Bu bağlamda anne-baba davranışlarının çocukların psikososyal gelişimine ve iyilik haline etkisi olduğu savunulmaktadır. Anne-baba davranış küpü ise aşağıdaki gibidir:
Çocuk yetiştirme biçimleri küpü
Küpteki her bileşenin tanımı ise aşağıdaki gibidir:
Etkili, düzenli anne-babalar: Bu özellikteki anne-babalar çocuk merkezlidir. Sınırlayıcıdırlar ve ebeveyn tarafından fazla kontrol söz konusudur. Bununla birlikte aşırı destekleyicidirler. Çocuk yetiştirme konusunda gereğinden fazla sorumluluk sahibidirler ve bu sebeple güvenilirlerdir. Bu tutumdaki anne-babaların liderlik vasıfları ön plandadır. (Becker, 1964).
Demokratik anne-babalar: Görece az kontrolün olduğu, hoşgörülü, sakin ve bağımsız ebeveynler bu grupta değerlendirilebilir. Bu tutumdaki ebeveynler aile içerisindeki kuralları çocuk ile birlikte belirlemeye yatkındırlar. Çocukların davranışlarını hoş görerek, yanlış bir davranışın cezalandırılması yerine nedenlerinin araştırılması ön plandadır . (Becker, 1964).
Katı kontrollü anne-babalar: Fazlasıyla sınırlayıcı, az destek veren, saldırgan ve kontrolcü ebeveyn tutumu olarak tanımlanır. Sert bir biçimde iletişim kurarlar. Kurallar koyarlar ve kurallara uyulmasını beklerler. Kurallara uyulmaması halinde çocuğu cezalandırırlar. Bu tutumla yetiştirilen çocuklar kendisinden daha üst düzey kişiler tarafından reddedilmekten korkarlar . (Becker, 1964).
İhmalkâr anne-babalar: Bu tutumdaki anne-babalar çocuklarına hiç kural koymazlar. Anne-babanın çocuğa sergilediği ihmalkâr veya saldırgan tutum neticesinde çocuk kendisini yalnız ve reddedilmiş hissedebilir.
Aşırı koruyucu anne-babalar: Bu ebeveyn tutumunda olan anne-babalar çocuklarına kural koymakla birlikte çocuklarına karşı destekleyici bir tutum içerisinde olurlar. Bu anne-babalara göre çevre tehlikelidir ve çocuğun korunması gerekiyordur.
Hoşgörülü anne-babalar: Bu tutumdaki anne-babalar çocuklarını şımartma eğilimindedirler. Çocuk merkezli bir aile söz konusudur. Bu yüzden çocuklar daha çok kurallara uymayan, bağımsız ve talepkar olabilmektedirler.
Otoriter, saldırgan, nörotik anne babalar: Bu tutumdaki anne-babalar koydukları kurallara uyulması konusunda çocuklarını zorlarlar. Sözel ve fiziksel cezalandırma görülebilmektedir. Çocuğun kişiliğine hakaret boyutunda olabilecek kısıtlamalar neticesinde bu tutumdaki ebeveynlerin çocukları öfkelidirler. Suça eğilimleri fazla olabilir.
Kaygılı, nörotik anne-babalar: Bu tutumdaki anne-babalar çocukları üzerinde az kontrol gösterseler de çocuğa karşı psikolojik anlamda huzursuzluğa sebep olacak tutumlar sergilerler. Kendilerindeki kaygılı ve nörotik belirtilerin çocuklarda görülme olasılığı fazladır.
Becker (1964)’in anne-baba davranışları küpü daha sonra Baumrind (1978) tarafından revize edilmiş ve ebeveyn tutumları ana hatları ile yeniden sınıflandırılmıştır. Baumrind (1978), anne-babanın ebeveyn tutumlarının çocukların sosyal hayatını etkilediğini öne sürmektedir. Bu alanda yapmış olduğu çalışmalarında, çocukların davranışları ve sosyal hayatı ile ebeveyn tutumu arasındaki ilişkiyi ele almıştır. Bu bağlamda anne-baba tutumlarını sınıflandıran Baumrind, otoriter, demokratik ve izin verici olarak üç temel anne-baba tutumu olduğunu öne sürmüştür.
Baumrind’in yaklaşımına göre demokratik ebeveyn tutumu çocukların davranışlarını kontrol eden ve çocuğun yanlış bir davranışını gördüğünde cezalandırıcı olmak yerine çocuğa destek olan bir tutum içerisinde olması şeklinde tanımlanır. Çocuğun istekleri ve kararları noktasında kabul gördüğü ve birey olarak algılandığı ebeveyn tutumu demokratik olarak görülmektedir. Demokratik tutumda olan ebeveynler kendilerini daha rahat ifade eden, sosyal hayatta kendisini daha rahat ve yeterli hisseden, kendi kararlarını verebilen çocuklar yetiştirebilirler (Baumrind, 1978).
Otoriter ebeveyn tutumunda ise, ebeveyn çocuğun sorgulamaksızın kurallara uymasını beklemek, yanlış bir davranış söz konusu olduğunda ise cezalandırmanın uygun görüldüğü stil olarak tanımlanır. Otoriter ebeveyn tutumu çocuğun kendisini ifade etmesine izin vermeyen ve çocuğun birey olarak algılanmadığı bir tutum olarak karşımıza çıkar. Otoriter ebeveyn tutumu ile yetiştirilen çocuklarda yetersizlik hissi, düşük benlik saygısı ve problemli davranışlar görülme riskinin daha fazla olduğu görülmektedir.
İzin veren ebeveyn tutumunda ise, çocuklara gereğinden fazla özgürlük verilmesi söz konusudur. Çocukların davranışlarının yanlış ya da doğru olup olmadığına ilişkin herhangi bir kontrolün söz konusu olmadığı izin verici tutumda çocuklar kendilerini denetleme konusunda problem yaşayan, kurallara uymayan ve bencil tutumda çocuklar olma eğilimleri fazladır. Evdeki izin verici ortamın dışarıda da olduğu beklentisine kapılan çocuk için dışarda durum daha farklı olacağından başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları yaşama riski daha fazladır.
Belirtilen ebeveyn tutumlarına ek olarak aşırı koruyucu ebeveyn tutumunda da çocuğun gereğinden fazla kontrol edilmesi ve ilgilenilmesi olarak tanımlanır. Aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ile yetişen çocukların kendilerine olan güveni az, içine kapanık, sosyal işlevsellikte problemler yaşayan çocuklar olma olasılıkları yüksektir (Kuzgun, 1991).
Ebeveyn tutumları alanında yapmış oldukları çalışmalar arasında Türkiye’de ebeveyn tutumlarını inceleyen Kuzgun ve Eldeleklioğlu (2005), ebeveyn tutumlarının Batı toplumlarından daha farklı boyutlarda gözlemlenebileceğini öne sürmüştür. Ebeveyn tutumlarını incelerken, Baumrind’in ebeveyn tutumu çeşitlerini temel alarak Türk toplumunda farklı ve ortak yönlerin olup olmadığını inceledikleri çalışmada, otoriter ebeveyn tutumu çocuğa karşı reddedici tutum ve çocuğa yakın olmayı istememek ile bağdaştırılmıştır. Otoriter tutuma reddetme özelliğinin eklendiği çalışmada psikolojik kontrol ayrıca incelenmiştir. Otoriter ebeveyn tutumundan farklı olarak psikolojik kontrol aşırı koruyucu ve talepkâr ebeveyn tutumu olarak incelenmiştir. Demokratik ebeveyn tutumu ise Baumrind’in çeşitlemesi ile benzerlik göstererek orta düzey davranışsal kontrol, kabullenici tutum ve sıcaklık kriterleri ile değerlendirilmiştir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RANDEVU AL

Randevu Formu

 

Doğrulama