Cemil Topuzlu Caddesi Funda Çıkmazı Sok. Akis Apartmanı No: 11/2 Caddebostan Kadıköy İstanbul
0 216 411 00 55 - 0 530 011 32 34 isiten34@gmail.com

ERGENLİK DÖNEMİNDE KARŞILAŞABİLİCEK SORUNLAR

ERGENLİK DÖNEMİNDE KARŞILAŞABİLİCEK SORUNLAR
Kuşkusuz çoğu birey çocukluktan çıkışı, ergenlikten geçerek yetişkinliğe ulaşmayı olağan güçlükler dışında başarır. Bunlar bedensel, cinsel ve bilişsel olmak üzere çok yönlü değişikliğe uyum sağlar, kimliklerini keşfeder ve olumlu bir benlik kavramı geliştirirler. En umut verici yaklaşımlardan biri, bireylerin olumlu davranışları göstermek için ayrıcalık, boş zaman ve eğlence olanakları kazandıkları davranış değişikliği tekniklerine odaklanmaktadır.
Ergenlerin en hassas olduğu nokta güç kullanarak hükmedilmeye çalışılmasıdır. Ergen anne ve babalarından büyüdüğünü kabul etmelerini bu konuda tutarlı davranmalarını bekler. Böyle durumlarda ergen kendini anlaşılmamış ve engellenmiş hisseder. Bu dönem yoğun bir eleştirme, inceleme, karşılaştırma dönemidir.
Kardeşler arası çatışma yaşar. Kardeşlerinden kendilerini anlamalarını büyüdüklerini fark ederek saygı göstermelerini beklerler. Anne babalar ergenlik döneminde çocuklarının kendilerinden uzaklaştıklarını hissederler ve üzülürler. Aslında ebeveynlerine her zamankinden daha fazla bağlıdır
Başarı ergenlik döneminde düşebilir. Nedeni dağılan bilgiyi toparlayamamak, ders çalışmak için gerekli motivasyonu sağlayamamaktır. Sürekli hayal kurmaktan, kendilerini verememekten şikayet ederler. Ancak nedenini anlayamazlar. Ergenler ilgi odağı olmaktan hoşlanırlar. Ergenler heyecanlı ve acelecidirler. Öğretmenlerde kişilik ve bilgi birikimine dikkat ederler.
AİLE İÇİ İLİŞKİLERİ VE SORUNLARI

Ergenin davranışlarına rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma gereksinimi vardır. Bu gereksinimi karşılayan ve ergenin yaşamında etkili olan toplumsal kurum, ailedir. Ergen yaşadığı toplumda, kendi görev ve statüsü hakkında açık seçik bir fikre sahip değildir. Kendisine yetişkin görev ve sorumlulukların verilmemesi ergeni mutsuz kılar.
Aile yuvasında gördüklerinin olgunlaşmakta olan ergenin kişilik yapısında biçimlendirmede çok büyük, çok derin etkisi vardır. Aile yuvasının havası ve ortamı, aile bireyleri arasındaki ilişkiden doğar. Ama baba ile çocuk arasındaki belli başlı ilişkiler, güçlünün tutumuyla gücün yani otoritelerin türünü ve bunların ergen üzerindeki etkisi ile gencin bunu algılayışını belirler.
Ergenlik döneminde anne baba kontrolüne karşı gelişe tepkiye koşut olarak otorite desteğine olan gereksinim, duygusal gerginliğe neden olur.
Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu olumsuz bir döneme dönüştürebilir.
İkna ederek denetlemeyi seçen ana -babanın çocuğu, onların duygu, düşünce, değer ve beklentileri hakkında sebepleri ve sonuçları ile birlikte bilgi sahibidir. Anlaşılır ve tutarlı tepkilerin birikimi, hangi davranışın sonuçlarının ne olacağını belirlemiştir.
Dolayısıyla genç, hem davranış seçimlerinde kendini özgün görebilir, hem de seçimleri hakkında kısıtlanacağından çekinmeden ana-babasına danışabilecek bir durumdadır.
Zor yoluyla veya sevgi esirgeyerek denetlemek, gençleri ana-babaların isteklerine uygun davranışlara yöneltmek için kısa vadede geçerli gibi görünebilir. Anne ve babanın ergene güven vermesi ve aralarındaki diyalogu en iyi biçimde sürdürmesi gerekir.
BEDEN MEMNUNİYETSİZLİĞİ VE YEME BOZUKLUĞU

Beden memnuniyetsizliği; yeme bozuklularının oluşumunda en güçlü ve tutarlı risk faktörlerinden biridir. Beden memnuniyetsizliğinin, yeme bozukluğu oluşturma riski üç farklı mekanizmayla açıklanmaktadır. İlk mekanizmaya göre; beden memnuniyetsizliğinin, kusursuz inceliğe ulaşmak için diyet yapma deneyimlerini arttırdığı ve başarısız deneyimler sonucunda yeme bozukluğu riskinin artması şeklindedir. İkinci mekanizma; beden memnuniyetsizliğinin negatif psikolojik sorunlara (depresyon ve anksiyete) neden olduğu, bunun sonucunda tıkınırcasına yeme ve arınma davranışları (kendini kusturma gibi) gibi radikal çözümlerin tetiklendiği düşünülmektedir. Son mekanizmada ise; beden memnuniyetsizliğinin yeme bozukluğu gelişimini direkt olarak arttırdığı şeklindedir.
SINAV KAYGISI

Belli bir düzeyde Sınav kaygısı öğrencinin sınav anında potansiyeli tam olarak kullanamamasıdır. Öğrenciler sınav anında olumsuz iç konuşmalarla kendilerini etkiler ve düşünülen bu olumsuz konuların doğruluğuna inanırlar. Bunun sonucu öğrenci çalışmasının karşılığını alamamaktadır.
Kaygı, insan davranışını yönlendiren motive eden bir özelliğe sahiptir. Ancak aşırı düzeyde yaşanması bizi engellemektedir. Kaygı ile baş etme derken, sınav durumlarında aşırı bir rahatlık ve gevşeme kesinlikle kastedilmemektedir. Sınavlar sonrasında bir konu ile bilgilerimizin değerlendirilmesi söz konusudur. Sınavlar öğrencinin kişiliğini ya da genel anlamda başarılı ya da başarısız olduğunu değerlendirmez. Kaygı yaşamak son derece doğaldır. Önemli olan kaygı düzeyinin çocuğun performansını olumsuz yönde etkileyecek yerlere gelmemesidir.
Herhangi bir duygunun oluşmasında, üç ana boyut vardır;
Bunlardan ilki; dış çevremizde oluşan olaylardır. Örneğin, birinden hediye aldığımızda mutlu oluruz, yakınlarımızı kaybettiğimizde üzülürüz, karanlıkta biri karşımıza çıkarsa korkarız, sınavlar sırasında heyecanlanırız.
İkinci boyut; fizyolojik tepkilerimizdir. Örneğin, kalp atışlarında artış, midemizin sıkışması gibi
Son boyut ise; dış olaylarla ilgili geliştirmiş olduğumuz inançlarımız olaylara yüklediğimiz anlamlar, özetle kafamızın içinde yaptığımız monologlar yada iç konuşmalardır.
Sınav heyecanında kendiliğinden ortaya çıkan bizim elimizde olamayan bir şey değildir. Kendimizi heyecanlı hissetmemize yol açan bizim kendi düşüncelerimizdir. Düşüncelerimizin kaynağı da bizdedir. Düşünceyi biz başlatır biz bitiririz. Bizim dışımızda hiç bir olay bizi şu veya bu şekilde düşünmeye yönlendirme gücüne sahip değildir. Sınav öncesinde kendimize bu sınavı başaracağım dersek başarmamız daha kolay olur. Ama yapamayacağım, başaramayacağım gibi olumsuz düşünceleri aklımızdan geçirirsek, bu bizim sınavda başarısız olmamıza yol açar.
Sınava başlamadan kısa bir süre önce hissedilen duygu hali genellikle heyecandır. Beyin bir süre sonra karşılaşacağı soruları yanıtlayabilmek ve gerekli olan beyin fonksiyonlarını yerine getirebilmek için hazırlık aşamasındadır. Önemli olan bu doğal sürecin kaygıya ve paniğe dönüştürülmemesi, algılama, anlama, yorumlama, hatırlama gibi bilinçsel etkinliklerin olumsuz yönde etkilenmemesidir.
Anne baba tutumları sınav kaygısının oluşmasında önemli rolü oynamaktadır. Çocuğun alacağı nota ailenin aşırı önem vermesi, çocuğu yarışa sokması, arkadaşları ile kıyaslaması, ailenin tepkilerinin çocuğu etkilemesine neden olmakta ve çocuğun sınavda başaramama kaygısı yaşamasına neden olmaktadır. Aile çocuğu rahatlatmalı, sınavların bilgiyi ölçmek için tek araç olmadığını, notun çok önemli olmadığını, önemli olanın bir şeyler öğrenmeye çalışmak olduğunu, istediğinde başarabileceğini söylemeli, sevgisini göstererek destek olmalıdır.
MADDE KULLANIMI

Günümüzde alkol ve uyuşturucu bağımlılığı çocukluğun sonlarında ve ergenliğin başlarında başlamaktadır. Bu bağımlılık ruhsal veya fiziksel olabilir. Ruhsal bağımlılık, keyif verici bir uyaranı kullanmaya alışmak, onu arzu etmek ve olmadığı zaman da gerginlik ve kaygı yaşamaktır. Fiziksel bağımlılık, ruhsal bağımlılığın tersine uyarana bağlanma durumudur. Uyaranın yoksunluğunda vücutta titreme, terleme, kusma, kasılma gibi fiziksel değişiklikler görülür.
Madde kullanımı ve madde bağımlılığı birbirinden farklıdır. Madde kullanımı ruhsal bir bozukluk değildir; ama madde bağımlılığı ruhsal bir bozukluktur. Bir bardak alkol almak ya da bir kerelik uyuşturucu almak ergenlerin ruhsal durumunu bozmaz ya da onların sürekli bu maddeleri kullanacaklarını göstermez. Oysa sürekli bu maddeleri kullanmak ve hayatı onlara göre yönlendirmek ergenlerin ruhsal durumunu etkiler.
Peki, bir bireyin bağımlı olduğunu nasıl anlarız?
(Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders)‘ün ölçütlerine göre aşağıda belirtilenlerin en az üçünün olması bireyin madde bağımlısı olarak tanımlanması için yeterlidir:
1- Bağımlı olunan maddeye karşı son 1 yıl içinde bir tolerans geliştirilmiş olması.
2- Yoksunluk belirtileri göstermek ve bundan kurtulmak için bağımlı olunan maddeyi veya benzerlerini almak.
3- Düşündüğünden yüksek dozlarda ve uzun dönemlerde maddeyi kullanmak.
4- Madde kullanımından kurtulmak veya kontrol altına almak için devamlı çaba içinde olmak.
5- Maddeyi bulmak, kullanmak ve etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcamak.
6- Maddeyi kullanmaktan dolayı sosyal, mesleki ve serbest zaman etkinliklerinde azalma veya bu etkinlikleri terk etmek.
7- Kullanılan maddeden dolayı fiziksel veya psikolojik sorunların varlığına rağmen madde kullanımına devam etmek.
Bağımlılığın Nedenleri:
Ergenin aktivitelere katılmaması, destekleyici bir ailesinin ve sosyal çevresinin olmaması onun içinde gerilim yaratır. Ergen bu gerilimden kaçma yolları arar. Alkol ve uyuşturucu kullanımı bu kaçış yollarından biridir. Eğer bunlar onu rahatlatırsa daha sık kullanmak isteyecek ve bu da bağımlılığa yol açacaktır.
Ergenleri bağımlılığa iten olaylar ―risk faktörleri‖ diye adlandırılırlar. Bu faktörler depresyon, heyecanlılık, rahatsız aile ortamı ve ezilme duygusu gibi duygusal problemlerdir. Bunlar bencillik, güçsüzlük, umutsuzluk ve güvensizlik gibi duygular yaratırlar. Addictions and More adlı makale ergeni bağımlılığa iten beş evreyi açıklıyor:
Evre 0- Alkole duyulan merak.
Evre 1- Kendini iyi hissetmenin ne kadar kolay olduğunu öğrenmek.(suç duygusu hariç)
Evre 2- Sosyal olaylarda içki içmeyi değil de canları isteyince içmeyi öğrenmek. Evre 3- Sarhoş olmak hayatın asıl amacı olur.
Evre 4- İyi olmak için içilir (bağımlılık). Hep daha fazlasına ihtiyaç duyulur.

Bağımlılığın Tedavisi:
Madde bağımlılarına suçlu olarak değil, birer hasta olarak yaklaşılmalıdır. Tedaviye başlamadan önce bağımlı olan kişiyle birkaç kez konuşulmalı, kişilik yapısı ve bağımlılığı oluşturanların ruhsal, toplumsal nedenlerin belirlenmesine çalışılmalıdır. Bu tedavide amaç bu kişilerin yeniden topluma kazandırılmasıdır.
Aileler de ergene bağımlılıktan kurtulmada yardımcı olabilirler. Bunun için Stanton Peele 7 öneride bulunmuştur:
• Çocuğunuza örnek olarak maddelerden uzak durmasını öğretin.
• Çocuğunuzla açık ve dürüst olarak konuşun.
• Fikirlerinizi konuştuğunuz gibi hislerinizi de çocuğunuzla paylaşın.
• Çocuğunuzun başka yetişkinlerle iletişim kurmasında destekleyici olun.
• Çocuğunuzun ilgi alanlarına yönelmesinde destekleyici olun.
• Çocuğunuza onun fikirlerinin ve kararlarının da önemli olduğunu gösterin.
• Çocuğunuzun kendi kararlarının ve sorumluluklarının olmasında saygı gösterin ve ona yol verin.

KAYNAKLAR:
Şenol, Prof. Dr. Selahattin, Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı, Hyb Yayıncılık, Ankara, 2006.
Semerci, Prof. Dr. Z. Bengi, Ergen Ruh Sağlığı, Alfa Yayınları, İstanbul, 2007.
Kulaksızoğlu, Prof. Dr. Adnan, Ergenlik Psikolojisi, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2000.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RANDEVU AL

Randevu Formu

 

Doğrulama