Cemil Topuzlu Caddesi Funda Çıkmazı Sok. Akis Apartmanı No: 11/2 Caddebostan Kadıköy İstanbul
0 216 411 00 55 - 0 530 011 32 34 isiten34@gmail.com

ERGEN RUH SAĞLIĞI VE BENLİK KAVRAMI

Ergen Ruh Sağlığı 

Ergen ruh sağlığı, ergenlik dönemi itibariyle görülen hızlı değişim ve gelişim özellikleri sebebiyle hassasiyeti olan bir durum olmakla birlikte, ergenlik dönemi ruh sağlığı aynı zamanda erişkinlik dönemindeki psikopatolojiyi belirleyici olması bakımından önemlidir. Ergenlik döneminde nöral gelişimin devam ediyor oluşu sebebiyle olası ruh sağlığı problemlerinin ilerleyen gelişim aşamalarına potansiyel oluşturabilecek unsurlar olarak değerlendirilmesi gereklidir. Bu bağlamda, duygu durum ve anksiyete bozuklukları çocukluk ve ergenlik döneminde dönemlere ait 16 gelişim özellikleri çerçevesindeki belirtiler ile kendisini gösterebilmektedir.

Özellikle ergenlerin psikolojik uyum ve psikolojik belirtileri ile ilişkili dışsal faktörlerin incelendiği çalışmalarda ailenin işlevi, aile yapısı ve ebeveyn tutumunun önem arz ettiği vurgulanmıştır. Ergenlik dönemindeki ruh sağlığı problemleri dönemin bir geçiş dönemi olması sebebiyle hem çocukluk döneminden hem de erişkinlik döneminden öğeler taşıyabilmektedir.

Hızlı fizyolojik, psikolojik ve sosyal değişimlerin söz konusu olduğu ergenlik döneminde özellikle dışsal faktörlerin ailenin sosyoekonomik yapısı, aile işlevselliği, ergenlik dönemindeki sosyal ilişkiler gibi unsurlar çerçevesinde ruh sağlığının etkilendiği düşünülmektedir. Bununla birlikte ergenlik dönemindeki gelişimin cinsel kimliğin gelişimi üzerine oluşu, bedensel temsilin ve çekimin önem kazanması psikopatoloji ile ilişkilendirilen gelişim özelliği olarak görülür. Geçiş dönemindeki ergen bireyin sürece ayak uydurması, daha önceki evreler ile içinde bulunduğu süreç arasında çatışma yaşaması, baş etme stratejileri geliştirmesi veya bu noktada problemler yaşaması gibi durumlar ruh sağlığını etkileyen faktörler arasında değerlendirilmektedir.

2.3.1. Ergenlerde Depresyon 

DSM-5 tanı kriterleri çerçevesinde ergenlik dönemindeki depresyonunun aşağıdaki belirtilerin iki haftalık dönem içerisinde depresif ve huzursuz duygu durum ile ilginin azalması belirtilerine ek olarak aşağıdaki belirtilerin 5 ya da daha fazlası söz konusu ise tanısı konulabilmektedir:

 Önemli ölçüde kilo kaybı veya iştahın azalması (1 ay içerisinde toplam kilonun % 5’i kadar kilo kaybı görülmesi)

 Uyuyamama veya aşırı uyuma

 Psikomotor ajitasyon veya gerileme

 Yorgunluk ve enerji kaybı

 Değersizlik veya suçluluk hissi

Konsantrasyonun azalması ve kararsızlık

 Ölüm ve intihara ilişkin tekrar eden düşünceler

 

Yukarıdaki belirtilere ek olarak çocuk ve ergenlerde aşağıda belirtilen belirtilerin bazıları görülebilmektedir:

 Sürekli mutsuzluk hali ve huzursuz duygu durum

 Süregelen ve belirgin olmayan, belirsiz fiziksel şikayetler

 Sıklıkla okulda devamsızlık ve akademik başarıda düşüş

 Sıkılma

 Alkol ve madde kullanımı

 Artan huzursuz, öfkeli ve düşmanca tutum

 Dikkatsiz davranışlar

 

Belirtilerin işlevselliğe etkisi olabilecek ölçüde belirgin olması tanı konulması açısından önem arz etmektedir (DSM 5, 2013).

Ergenlik döneminde depresyonun yaygınlık oranını incelediğimizde, % 2 oranında çocuklarda ve % 4-8 oranında ergenlerde olduğu saptanmıştır. Ayrıca bu alanda yapılan çalışmalarda ergenlik döneminde depresyonu olan bireylerin % 50’si erişkinlik dönemine gelmeden tanısı konulmuştur. Bununla birlikte çocuklarda görülen majör depresyon nöbetinin sonraki beş yılda kendisini tekrar edebildiği gözlenmiştir. Ergenlik döneminin ilk aşaması olan 12-15 yaş püberte döneminde kızlarda erkeklere oranla depresyon görülme oranının 3 kat daha fazla olduğu görülmüştür (Castro, 2013).

Ergenlik dönemi depresyonun risk faktörleri incelendiğinde, genetik faktörlerin, ailedeki depresyon öyküsünün, çarpıtılmış kognisyonların (kişinin kendisi ve dünya ile ilgili olumsuz düşünceleri, gelecek endişesi gibi) ve çevresel/ailesel faktörlerin etkili olduğu görülmüştür. Ailesel faktörler arasında ebeveynlerin depresyon öyküsü, aile bağlarının zayıf oluşu, aile içerisinde madde kullanımı, çocuğun ihmali, çocuk istismarı, kardeş veya ebeveyn ölümü sebebiyle yas gibi faktörler ailesel ve çevresel risk faktörleri arasında sayılmaktadır (Castro, 2013).

2.3.2. Ergenlerde Sosyal Anksiyete 

Ergenlerde sosyal anksiyete, çevreden gelecek olumsuz değerlendirmelere karşı hissedilen yoğun kaygı ve korku neticesinde sosyal ortamlardan kaçınma olarak nitelendirilmektedir. Sosyal anksiyete, DSM tanı kriterleri ve sınıflandırması doğrultusunda anksiyete bozukluklarının türü olarak değerlendirilmektedir. Aşağıda yer alan belirtilerin kişilerde 6 ay veya daha fazla süredir görülmesi halinde sosyal anksiyete tanısı konulmaktadır:

 Topluluk içerisinde başkaları ile iletişim kurma ve/veya performans sergilemeye ilişkin hissedilen kaygı

 Toplumda olumsuz değerlendirilme veya küçük düşme endişesinden dolayı başkaları ile iletişim kurmayı veya performans sergilemeyi gerektiren durumlardan kaçınma

Ergenlik döneminde kişilerarası ilişkilerde görülebilen utangaçlık duygusundan farklı olarak ergen bireylerin korkulu ve kaçınmacı tutumlarının günlük hayat işlevselliği ciddi düzeyde etkilemesi ile sosyal anksiyeteden söz etmek mümkün olmaktadır.

Ergenlik dönemindeki sosyal anksiyetenin yaygınlık oranı incelendiğinde kızlarda sosyal anksiyete görülme oranının erkeklere göre daha fazla olduğu görülmüştür. Essau, Conradt ve Petermann (1999) 1035 çocuk ile yapmış olduğu çalışmada % 2 oranında kız öğrencinin ve % 1.0 oranında erkek öğrencinin sosyal anksiyete kriterlerini taşıdığını tespit etmiştir. Canino ve arkadaşları (2004) yapmış olduğu çalışmada ise 1886 çocuğun arasında 4-17 yaş grubunda % 2.7 oranında sosyal anksiyete tanısı alabilecek kişi olduğu tespit edilmiş, % 2.4 oranında kız öğrencilerin ve % 1.1 oranında ise erkek öğrencinin kriterleri karşıladığı saptanmıştır. Kız ve erkek öğrenciler arasındaki farklılığın yetişkinlik döneminde 19  kadın erkek arasındaki farklılıktan daha fazla olduğu görülmüştür. Yapılan çalışmalarda sosyal anksiyete bozukluğunun geç çocukluk dönemi ve erken ergenlik döneminde görülmeye başladığı belirtilmiştir. Ergenlik dönemindeki yaş grupları incelendiğinde ise en yüksek oranın 15-17 yaş arası ergenlerde olduğu görülmüştür (Canino ve ark, 2004).

Yapılan çalışmalarda, ergenlik döneminde görülebilecek sosyal anksiyete belirtilerinin altı boyutta görüldüğü öne sürülmüştür. Bu boyutlar;  Başkalarının yanında yemek yeme veya bir şeyler içmekten korkmak,

  1. Kalabalık bir ortama girmekten korkmak,
  2. Başkalarının görebileceği şekilde yazı yazmaktan korkmak,
  3. Sınav korkusu,
  4. Başkalarının önünde konuşmaktan korkma ve başkaları ile konuşmaktan korkma olarak belirtilmiştir (Knappe ve ark, 2011).

 

2.4. Benlik Kavramı 

Benlik, kişilik ile bir arada kullanılabilen; fakat kişilik kavramından farklı olan bir olgudur. Benlik kavramı, kişiliği içerisindeki bileşenlerden bir tanesi olarak düşünülmektedir. Benlik, kişilerin özünü oluşturan, kişiliğe dair düşünce ve tutumların toplamı ve kişilerin bu özellikler kapsamında kendisini değerlendirme biçimi olarak düşünülmektedir. Enç (1980), benlik kavramını, kişilerin kendi kişilik özellikleri, beklentileri, yeterlilikleri, değer yargılarının oluşturduğu kendilik hali ve kişinin ne olmak istediği ve çevresine kendisini nasıl yansıtmak istediğine ilişkin görüşlerin bütünü olarak tanımlamıştır.

Benlik kavramı, kişilerin kendileri hakkındaki pozitif veya negatif yargılarını kapsamaktadır. Kişiliğe yönelik çıkarımlar ve görüşlerin biçimi benlik kavramı içerisinde değerlendirilir. Kişinin kendisini gözlemlediği, yargıladığı, değerlendirdiği ve bu bağlamda davranışlarını düzenlediği süreçte temel amaç kişinin kim olduğuna ve ne yapabileceğine ilişkin sorulara cevap bulabilmek olarak görülmektedir (Tan, 1970).

Kişiler kim olduğunu ve hayattaki amaçlarının ne olduğunu, neler yapabileceğini öğrenmeye ilişkin sorgulamaları ile benliğini tanımaya yönelmektedir. Benlik kavramı gelişimin erken dönemlerinde şekillenmeye başlayan bir olgudur. Kişilerin kendisi ve çevresi hakkındaki algısı ve düşünceleri genel anlamda davranışlarını etkileyebilecek güce sahiptir. Bunun temel sebebi ise kişiler kendi algılayış biçimlerine bağlı olarak davranışlarını yapılandırmaktadırlar. İnsan davranışlarının zihinsel temsiller aracılığı ile geliştiği ve geliştirildiği göz önünde bulundurulduğunda benlik kavramının davranışlar ile doğrudan ilişkisi olduğu düşünülmektedir.

Benlik kavramının davranışlar ile ilişkisinin yanı sıra kişinin iyilik halinin psikolojik işlevselliği ile bağlantısı bulunmaktadır. Kişilerin işlevselliğinin sağlıklı veya sağlıksız oluşu kendisini ve etrafını gözlemleme kabiliyetini etkileyebilir veya kişinin olumlu benlik algısı ruh sağlığının iyi durumda olduğunu gösterebilmektedir.

Benlik kavramı çocukların bireyselleşme ve özgürleşme anlamında ilk adımı attıkları 2 yaş itibari ile şekillenmeye başlar. Bu dönemde çocuklar artık kendilerini başkalarından ayırabilme kabiliyetini kazanmıştır. 2 yaşından 20 yaşına kadar benlik olgusuna ilişkin serüven devam etmekte ve 20 yaş itibari ile belirgin hal almaya başlamaktadır. Bununla birlikte benlik, kişinin hayatı boyunca gelişmeye ve değişmeye devam eden bir özelliktedir (Yavuzer, 1997).

Bu alanda yapılan çalışmalarda öncü olan Mead, James, Cooley gibi araştırmacılar, benlik kavramını ayrıca toplumsal anlamda incelemiş ve kişinin sosyal hayata katılımının benlik oluşumu sürecindeki etkisini ele almışlardır. Toplumsal açıdan ele alındığında kişilerin benlik kavramı başka insanlar ile iletişime geçmeleri ile ayna benlik kavramının oluştuğunu vurgulamışlardır. Mead’e göre çocukluk döneminde benlik kavramının oluşmasında etkili olan, çocuğun etrafındaki yetişkinlerin davranışlarını gözlemlemesi ve onların davranışlarını modelleyip uygulamak istemesi ile başlar. Bu bağlamda sosyal öğrenme sürecine ışık tutan bu yaklaşım gözlemleyerek algı oluşturma ve davranışların bu süreçle yapılandırıldığını vurgulamaktadır. İlk etapta çocuklar çevresindeki en yakın kişileri gözlemlemek ile işe başlar. Ebeveynler bu noktada kritik önem taşımaktadır. Çocukluğun sonraki evrelerinde farklı kişilerle etkileşime girmeye başlayan çocuklar bu sayede bazı  görüş ve davranışları kendilerine katarak benliği inşa etmeye başlar (Özen & Gülaçtı, 2010).

Benlik kavramı hem genetik arka plan hem de çevresel etmenlere bağlı olarak şekillenen bir yapıya sahiptir. Özellikle çocuklarda benlik gelişimi hususunda ebeveynlerin işlevi oldukça önemlidir. Çocuklara karşı sergilenen tutum, çocuğun hem kendisi hakkında hem de çevresi hakkında fikir edinmesini sağlayan bir süreçtir. Örneğin anne babaları olumsuz tutum sergileyen çocuklar kendilerine dair olumsuz benlik kavramı geliştirme eğiliminde olabilirler. Bununla birlikte, ebeveynin destekleyici, kabul edici tutumu ve çocuğa olumlu nitelikler yakıştırması ise olumlu benlik kavramı geliştirmeyi sağlayacaktır. Olumsuz benlik saygısı geliştiren çocuk ve gençlerin kendine olan güvenleri zayıftır ve olumsuz benlik saygısı geliştirme eğilimleri daha fazladır. Bu bağlamda çocukların kendilerine olan güvenini arttırmak ve etkin kişilerarası iletişimi sağlamak adına kabul edici ve destekleyici tutumda olmak oldukça önemlidir (Yavuzer, 1995).

2.4.1. Benlik İmgesi 

Benlik imgesi kişilerin kendisi hakkındaki zihinsel temsili olarak tanımlanmaktadır. Kişilerin hangi alanlarda başarılı veya hangi alanlarda başarısız oldukları, yeterliliklerin farkında olabilmek ve zayıf yönleri de kabullenebilmek benlik imgesi ile ilişkilendirilebilecek kişisel faktörlerdir. Kişilerin kendi yetersizliklerinin farkında olmayışı veya başarısızlıklarını kabul etmeyişleri sebebiyle hayal kırıklığı veya tepkisellik söz konusu olabilmektedir.

Benlik imgesinde kişiler için duygusal nitelikler yerine daha çok bilişsel etmenler ön plandadır. Benlik imgesi kişilerin düşünceleri, inançları, görüşleri, beklentileri, yapmak istedikleri veya yapmak istemediklerini kapsayan bir olgudur. Kişilerde kendilerine dair niteliklerden yola çıkarak hem olumlu hem de olumsuz benlik imgeleri bulunabilir. Benlik imgesi kişiler için hem etkileyen hem de etkilenen yapıya sahiptir. Kişilerin iyilik hali, psikososyal işlevselliği, iş veya mesleki işlevsellik gibi konularda benlik imgesi şekillenmektedir. Bununla birlikte kişilerin farklı alanlardaki işlevselliğini etkileyen unsurun benlik imgesi olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda ikili işleve sahip olduğu görülmektedir (Smith ve ark, 2012).

Benlik imgesine ilişkin görüşler çoğunlukla humanistik yaklaşım çerçevesinde ele alınmış, kişilerin kendilerini gerçekleştirme durumunun benlik imgesi ile bağlantısı olduğunu ve sağlıklı benlik imgesine sahip olan bireylerin kendi özelliklerinden yola çıkarak kendilerini gerçekleştirebildikleri öne sürülmüştür. Kişilerin kendilerine dair düşünce ve değer sistemlerinin, davranışlarını özgür kılabilecek ve düşünceleri ile tutarlı tutumlar sergileyebilecek becerileri sağlamaktadır.

Benlik imgesi alanında yapılan çalışmaları ele aldığımızda, ideal benlik kavramı ele alınmış olup, kişilerin ulaşmak istediği benlik olarak nitelendirilmektedir. Kişiler kendileri ile bağdaştırdıkları benlik kavramını hayatları boyunca geliştirmeye çalışırlar. Bununla birlikte kişinin gerçek benliği ve ideal benliği arasında tutarsızlık olması halinde kişiler savunma mekanizmalarını kullanma eğilimi göstermektedir. Savunma mekanizmalarının çok sık kullanılması ve gerçek benliğin bu doğrultuda bertaraf edilmesi neticesinde sosyal ve bireysel anlamda işlevsellik sorunları görülebilmektedir. Gelişim dönemlerini incelediğimizde ise çocukluk dönemi itibariyle başlayan benlik imgesi, çocuğun sosyalleşme süreci kapsamında hız kazanmaya başlar. Sosyal öğrenme alanının gelişmesi ve çocuğun yalnızca aileden değil, sosyal çevreden hem kendisi hem de dünyaya ilişkin bilgileri aldığı ve gözlemlediği koşullara erişmesi söz konusu olmaktadır. Bu dönemde çocuğun kendisini başkaları ile kıyaslaması ergenlik döneminde hız kazanmaya başlar. Ergen bireyler için karşılaştırmalar hız kazanırken, özellikle ebeveyn ilişkilerinin yerine akran etkileşimi ve medya etkisinin daha fazla önem kazandığı görülmektedir (Pişkin, 2003).

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RANDEVU AL

Randevu Formu

 

Doğrulama